Osmanlı’da sufiler, edebiyat ve genel olarak toplum üzerinde önemli bir rol oynamıştır. Boşnak şeyh şairler tarafından benimsenen tasavvuf edebiyatı ve doktrini, hak ettiği ölçüde incelenmemiştir. Bu çalışma, Boşnak Nakşibendi şeyh ve şair Seyyid Abdülvehhâb Bürhânüddîn İlhāmī Baba’nın (1773, Žepče – 1821, Travnik) Osmanlı Türkçesiyle kaleme almış olduğu ve başlığı Arapça olarak “E’ş-şerîʿatü ve’ṭ-ṭarîḳatu li’l-iḫvâni ke’l-cenâḥeyni li’ṭ-ṭâyirâni” olan mesnevi tarzındaki şiirini incelemketir. On yedi beyitten oluşan şiir, dervişin Hakîkat’e ulaşma yolculuğunda Şerîʿat ve tarîkat rollerini açıklamaktadır. Şerîʿat’ın bedene, tarîkat’ın kalp ve rûha ilişkin olduğu; îmanın ise yakîn ve şühûd ile tamamlandığı vurgulanmaktadır. Kalp ve rûh, Allah’tan başka her şeyden arındığında Allah’ın Birliği, O’na yakınlık, O’na aşık en yüksek seviyesi, özgürlük, sevinç ve mutluluk elde edilir. Araştırmada klasik tasavvuf kaynakları ve diğer Boşnak Nakşibendî şeyhlere atıf yapılmıştır, 18 yüzyıl Osmanlı Bosnası’nda vahdet-i vücûd öğretisinin devam ettiği gösterilmiştir.
In the Ottoman Empire, Sufis played a significant role in literature as well as in society in general. We have noticed that Sufi literature and doctrine professed by Bosnian Sheikh poets was not investigated to the extent it deserves to be. This study examines the poem titled in Arabic, “al-Sharīʿah wa al-Ṭarīqah li’l-Ikhvān ka’l-Janāḥayn li’l-Ṭāyirān” (Sharīʿa and Ṭarīqah are to Brothers What Two Wings are to the Birds), and written in Ottoman Turkish language by Bosnian Naqshbandī Sheikh and poet, sayyid ʿAbd al-Wahhāb Burhān al-Dīn Ilhāmī Baba who lived in the late 18th and early 19th century (1773, Žepče – 1821, Travnik). The mathnawī style poem, consisting of seventeen distiches, outlines the roles of Sharīʿah and Ṭarīqah in the dervish’s journey towards Ḥaqīqa. It emphasizes that Sharīʿah relates to the body, Ṭarīqah to the heart and spirit, and that true faith (īmān) is completed through certainty (yaqīn) and witnessing (shuhūd). When the heart and the spirit are purified from all but God, one attains His Oneness, closeness to Him, ultimate love, freedom, joy, and happines. The study references classical Sufi texts, and other Bosnian Naqshbandī Sheikhs, showing that the wahdat al-wujūd continued to be present and practiced in 18th century Ottoman Bosnia.